Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

Son yazım!My last writing!Mon dernier ecrit!

Sat Jul 5, 2008, 2:54 AM
  • Mood: Spring Fever
  • Listening to: Neffa-Passione
  • Watching: Léon
  • Playing: Life rpg
  • Eating: NaCl,C6H12O6,H2O
  • Drinking: water,cola and coffee
Evvet..violet serisini tamamladıktan sonra bu sayfayı kapatıyorum arkadaşlar. Bu nickimle yapacağım tek ve son bir teşekkür olarak bu rengi seçtim. Şuana kadar "sadece fotoğraflarım"la ilgilenen arkadaşlarıma teşekkür ediyorum beni izledikleri için.


I'm closing this page after finish the series:violet. I choosed this color cause my last thanks for all support I took them before. Color of mystery,color of compassion,color of love..in my opinion.

So,I thank to all my friends who interests with "only my photos" that I took. I thank you for watched me.



Je suis fermer cette page après finir la série violet. J'ai choisi cette couleur pour remercier ultime.

Et je remercie a toute amis qui regarde "mes photos seulement",jusqu'ici.


Thank u for all.


FREEDOOM! LA LİBERTé!

Devious Journal Entry

Fri Apr 4, 2008, 10:06 AM
Chiquitita, tell me what's wrong
You're enchained by your own sorrow
In your eyes there is no hope for tomorrow
How i hate to see you like this
There is no way you can deny it
I can see that you're oh so sad, so quiet

Chiquitita, tell me the truth
I'm a shoulder you can cry on
Your best friend, i'm the one you must rely on
You were always sure of yourself
Now i see you've broken a feather
I hope we can patch it up together

Chiquitita, you and i know
How the heartaches come and they go and the scars they're leaving
You'll be dancing once again and the pain will end
You will have no time for grieving
Chiquitita, you and i cry
But the sun is still in the sky and shining above you
Let me hear you sing once more like you did before
Sing a new song, chiquitita
Try once more like you did before
Sing a new song, chiquitita

So the walls came tumbling down
And your love's a blown out candle
All is gone and it seems too hard to handle
Chiquitita, tell me the truth
There is no way you can deny it
I see that you're oh so sad, so quiet

Chiquitita, you and i know
How the heartaches come and they go and the scars they're leaving
You'll be dancing once again and the pain will end
You will have no time for grieving
Chiquitita, you and i cry
But the sun is still in the sky and shining above you
Let me hear you sing once more like you did before
Sing a new song, chiquitita
Try once more like you did before
Sing a new song, chiquitita
Try once more like you did before
Sing a new song, chiquitita


~Abba-Chiquitita~


  • Mood: Adoration
  • Listening to: silence
  • Reading: Na vkus i svet, tavarishi net

Devious Journal Entry

Fri Mar 28, 2008, 12:39 PM
Karanlık çağırırken seni
Gözlerin kamaşır aydınlıktan
Ve
Işık çağırırken seni
Korkarsın karanlıktan
***
Çoğu kez bir nefes kadar yakın olur
Her ikisi de.
Ve elini uzattığında
Tutamayacağın kadar
Uzak.
***
Bir hedefin
İki farklı yolu gibi görürsün
Bazen.
Ve A'la Z'nin
Birleştiğini düşünürsün
Bir zaman
Bir yerde...
***
Birleşmediklerini,
Birleşmeyeceklerini bilirsin.
Ensende her ikisinin de
Soğuk nefesleri
ki evet,
soğuk olur nefesleri,
Gözlerinle girersin içlerine
ve
Ruhunla çıkarsın.
***
Karanlık çağırırken seni
Gözlerin kamaşır aydınlıktan
Ve
Işık çağırırken seni
Korkarsın karanlıktan.


  • Mood: Peaceful
  • Listening to: silence
  • Reading: Na vkus i svet, tavarishi net
  • Watching: myself

Kahvekolik insanın çay merakı:)

Sat Mar 22, 2008, 8:08 PM
Evet başlık tabii ki son yüklediklerimle ilgili. Sabah akşam kahve çekirdeği gibi gezen bir insan çayı sever mi?
Neden sevmesin,sever elbet:) Tabii birazcık gösterişe de hayır demem:) Yoksa fincanların ne anlamı kalıyor,hepsini kıralım gitsin,değil mi? :)

Şaka bir yana sabahın bu köründe nöbet tutar gibi gene burdayım.:D Kaç zamandır nette aylaklık ederek İlhami Efendi'yi bekliyordum. Yağmura yakalanmış meğer garibim,anca gelebildi. Tabii gelmesiyle de koca projeye başlayı;p bitirmem bir oldu. "Çay" olayından bahsetmiyorum yahu,o sadece eğlenceydi:)

Şuan resmen içimden "ohh" diyorum,imkanım olsa dışımdan da diyeceğim ama malum sabahın körü,ben "ohh be" diye bağırırsam alttan üstten "yat zıbar ulayyn" diye başkaları da bağırır:D Ha bi de bugün pazardı,doğru. O zaman bağırmaz direkt dövmeye gelirler:) Ve işin kötüsü haklılar da:D
Neyse ama,dönemimin en aklıma takılan dersini bitirdim 3-4 saatte.
Bu yüzden sevinçten biraz garip konuşuyor olabilirim,eğer böyleyse cümleten özür valla.

Bunun dışında da hayatımda ilk defa tek başıma hapşırdığımda bir "çok yaşa" sesi duydum.:D Önce "Haydaa! Bırak kızım dersi git zıbar,beynin sulanmış senin" desem de sonra bu bana felaket komik geldi ve "bir,çok yaşa heyetim eksikti,o da tam oldu,artık sırtım yere gelmez" deyip kendi kendime kendimle eğlendim:D Sonra da "benden de selam söyle her kim veya neyse,neysen" vb deyip derse döndüm. Alışıyor muyum yoksa deliriyor muyum bilemem. Ama açıkçası umrumda da değil,mutlu olduğum sürece. Tek kriter de gerçekten mutlu olmak bana göre.

Neyse ben biraz yatı;p uyuyayım,uykumun da gelmesini bekledikten sonra tabii:)

İyi sabahlar herkese...

:heart: :heart:

  • Mood: Peaceful
  • Listening to: silence
  • Reading: Na vkus i svet, tavarishi net
  • Watching: myself
  • Eating: cheese cake

Devious Journal Entry

Thu Mar 13, 2008, 9:17 AM
Selamlar,

Sonunda yağmurlar yıkamaya karar verdiler İstanbul'u:) Karanlık mı karanlık,ıslak mı ıslak...
Böyle zamanlarda,bir mağarada yağmurun dinmesini beklemekle,kıl bir çadırın içinde oturup şı;pırtıları dinlemek veya bir evin içinde oturup hışırtıları dinlemek arasında çok da büyük bir fark var mı? Eh devirsel olarak olduğuna eminim tabii de,hala aynı olan "tek" bir şey var:)
Bir de tabii bu mizanseni tamamlayan bir adet kedi var. Bazen o duyup,bakı;p işaret ediyor,bazen de ben..

Bunun dışında bahara yaklaştık,hatta içindeyiz diyeyim ben:) Bir sürü tatil var ileride. Sadece ve sadece yapılması gereken seçimleri,bundan başka hiçbir şeyi beklemeyen "hava değişiklikleri" diyeyim ben.
Eh hava deyince de aklıma zeka meselesi,sonra A.İ filmi,sonra da mevcut "a-b-c" diyen teknoloji geliyor ve takılıyor. Neden bilmem ama öylesi olsa hiç de kolay olacağını sanmıyorum. Yani bu olsa olsa insanları(!) ihtiyaçlara indirgemenin basit ve teknolojik bir yolu olurdu.
Ha kolay olan kısmı tabii ki,senle tartışmayacak bir robot insan kısmı olabilir:S En azından,karşı gelemeyeceği emirler olan bir nevi asker gibi sadece. Ama bunun güç dışında ne özelliği olurdu ki "insan ilişikileri" veya "ilişkiler" anlamında.
Gene de birbirimize aslında her yakınlaştığımızda bile o kadar uzaklaşıyoruz,uzaklaştırılıyoruz ki,o robotların bile "gerçek bir iletişim" konusunda bizden daha çok şansları olabilir.
Aynı dil dahi artık yetmiyorsa konuşup "tam anlatımlar" yapmaya..ve konuşulan kişinin anladığı kısım aslında yalnızca kendi anladığı,anlamak istediği,düşündüğü,yaşadığı,hissettiği kısımsa...o zaman dildeki birçok unsura da gerek kalmayabilir. Öyle ya,ne kadar zengin bir dil,o kadar farklı anlam ve karışıklık...
Bazen dilde soyut bir şeyler olmasa diyorum aslında. Yani soyut kavramlar. Dil basitçe,fiziksel hayata ve herkesin yüzde yüz aynı olarak yaşamış olduğu şeylere indirgenebilse... belki o zaman karışıklığın bir kısmı çözülebilir.
Ama bunlar da yalnızca hayal. Ben bir dilden bahsederken,dillerin içinde bile dil var ve yüzlerce dil,yüzlerce özel lehçe,binlerce ayrı anlam var.
Tek bir dilse peki bunlardan hangisi? Sahiplenmenin ve "özel"liğin olduğu yerde kim hangi çerini çö;pünü bırakabilir ki.
Neyse,hala daha zaman var,olmalı en azından. Bilinen hiçbir şeyin kalmadığı bir yer ve zamanda belki..ancak..

Bunlardan bahsederken aklıma bir dialog geliyor,komik bir şey. Ben epey konuşup konuşup da hala anlatamadığımı gördükten sonra bayrağı çekip şunu demiştim:
-Dili kullanmakla ilgili problemlerim var herhalde,ama bunlar seni ilgilendirmez.

Fakat cevabı düşününce çok daha mantıklı geldi şimdi,sadece sinirden bayrak çekmiş olduğumu anladım:
-Eğer benimle konuşuyorsan,dille ilgili problemlerin beni de ilgilendirir.

Her neyse,bu dil meselesini artık kapatıyorum. Bu bir huzursuzluk değil zaten,sadece aklıma gelmiş olan ve yazmak istediğim bir konu,hepsi bu.

Bunun dışında bir çok gündüz,geceden farklı olmayan bir yerde uyumak güzel sayılır. Geceleri gündüze çeviremesem bile,benimki de tek taraflı olarak yapmış olduğum bir seçimi andırabilir sadece. Gündüzler gece olabilir. Ama geceler gündüz olamaz. En azından fiziksel düzenlemede:)
Yoksa diğer kısımda,"gece"lerin gündüze dönüşmesi çok daha sihirli ama çok daha korkutucu,acı verici ve öldürücü. Ve hemen her insan o geceyi yaşıyor mutlaka. Ama sorun geceyi yaşamakta değil,gündüzün geleceğini bilip bunun için salise saymamakta belki de. Bu salise sayma olayına göre sonsuz gibi gelen bir gece yaşamak,ya da geceyi geçirirken yapılacak bir şey bulmak,tercihen insanla ilgili bir şeyler. Eh gene seçim meselesi.

Aslında özgürlük olayını biraz geç ve güç anladım ama sanırım sonunda neden özgür olduğumuzu anladım. Sorumluluğunu kendine hesap vererek alabildiğin her şeyde özgürlük. Bu tı;pkı,bir olayı doğru olduğunu düşünerek yaptığında onun doğruluğuna olan güveninle,sonrasında onun doğru olmadığını anladığın zaman dahi,o dönemin şartlarına göre doğru olduğunu kabul ederek pişman olmamak gibi bir şey.
En azından bir sürü olay var ki pişman olsan bile bu onları değiştirmiyor. Ha geriye ne yapabilirsin,kendini tatmin edebilirsin,kendini cezalandırabilirsin,karşındakini tatmin edebilirsin,karşındakini cezalandırabilirsin. Ama sonuçta olay orda var mı var. Ve sen de sadece açılmış olan yarana tuz basmak,buz koymak,ya da başkalarını da yaralamak yerine yarayı onarıcı şeyler yapabilirsin.
Ama bu kadarı biraz zor gelir sanırım. Eczane denilen şey buraya özgü,başkasından ilaç al,sür,geçsin. Onun yerine kimyager olup kendi yarana bir ilaç yaratmak lazım ki zor olan kısmı da bu belki de. Çünkü birçok yara görünürde,dışardan birbirine benzese dahi,hücresel olarak tamamen farklı ve senin kimyanda çıkan özellikleri de epey bir farklı. Dolayısıyla ilaç milaç yok,kendin yapmadıkça.

Ve tam olarak da bunlar için özgürsün aslında. Hem hata yapabildiğin,hem de "anlayabilme" seçeneğin olduğu için.
Basit bir örnek gibi olabilir ama en basitinde;ben kedime,oyun oynamak için daldığımda ilk tepkisi beni sonuna dek ısırmak,pençelemek oluyor. Çünkü onun için de oyun demek bu kadar sert bir şey demek. Ama ben ona canımın acıdığını söylersem ya dişleri ve pençelerini çekiyor,ya da çok daha kontrollü ve yumuşakça ısırı;p pençeliyor ve bu bana zarar vermiyor.
Aynı şekilde eğer ben dozu kaçırmışsam ve o tüm savunmasına rağmen başa çıkamamışsa duruyor ve bana bakıyor,garip bir ses çıkarıyor. Ki bu sesi tercüme edebilsem ancak şunu derim: "canım acıyor". Bunun üzerine ben de bırakıyorum.
Basit bir örnek demiştim ama,anlayabilme seçeneği,karşıdaki insan olmasa bile fazlasıyla mevcut,eğer kullanmak seçilirse. Sadece bunun için bunu anlattım.

Neyse bu kadar traş yeter diyorum:)

Not: Yanlış anlama vb olacaksa,bir zahmet ya sorun,ya da unutun. Sözlerimdeki "a"yı "z" olarak anlayı;p bu şekilde koca bir evren yarattıktan sonra suç muç kabul edilmez.


Şimdilik bu kadar..
Sevgiler
:heart: :heart:

  • Mood: Peaceful
  • Listening to: Eh Dorogi...
  • Reading: Na vkus i svet, tavarishi net
  • Watching: silence and myself

Sponsored By Ninja Assassin

Journal History

Site Map