Selamlar,
Sonunda yağmurlar yıkamaya karar verdiler İstanbul'u

Karanlık mı karanlık,ıslak mı ıslak...
Böyle zamanlarda,bir mağarada yağmurun dinmesini beklemekle,kıl bir çadırın içinde oturup şı

ırtıları dinlemek veya bir evin içinde oturup hışırtıları dinlemek arasında çok da büyük bir fark var mı? Eh devirsel olarak olduğuna eminim tabii de,hala aynı olan "tek" bir şey var

Bir de tabii bu mizanseni tamamlayan bir adet kedi var. Bazen o duyup,bakı

işaret ediyor,bazen de ben..
Bunun dışında bahara yaklaştık,hatta içindeyiz diyeyim ben

Bir sürü tatil var ileride. Sadece ve sadece yapılması gereken seçimleri,bundan başka hiçbir şeyi beklemeyen "hava değişiklikleri" diyeyim ben.
Eh hava deyince de aklıma zeka meselesi,sonra A.İ filmi,sonra da mevcut "a-b-c" diyen teknoloji geliyor ve takılıyor. Neden bilmem ama öylesi olsa hiç de kolay olacağını sanmıyorum. Yani bu olsa olsa insanları(!) ihtiyaçlara indirgemenin basit ve teknolojik bir yolu olurdu.
Ha kolay olan kısmı tabii ki,senle tartışmayacak bir robot insan kısmı olabilir:S En azından,karşı gelemeyeceği emirler olan bir nevi asker gibi sadece. Ama bunun güç dışında ne özelliği olurdu ki "insan ilişikileri" veya "ilişkiler" anlamında.
Gene de birbirimize aslında her yakınlaştığımızda bile o kadar uzaklaşıyoruz,uzaklaştırılıyoruz ki,o robotların bile "gerçek bir iletişim" konusunda bizden daha çok şansları olabilir.
Aynı dil dahi artık yetmiyorsa konuşup "tam anlatımlar" yapmaya..ve konuşulan kişinin anladığı kısım aslında yalnızca kendi anladığı,anlamak istediği,düşündüğü,yaşadığı,hissettiği kısımsa...o zaman dildeki birçok unsura da gerek kalmayabilir. Öyle ya,ne kadar zengin bir dil,o kadar farklı anlam ve karışıklık...
Bazen dilde soyut bir şeyler olmasa diyorum aslında. Yani soyut kavramlar. Dil basitçe,fiziksel hayata ve herkesin yüzde yüz aynı olarak yaşamış olduğu şeylere indirgenebilse... belki o zaman karışıklığın bir kısmı çözülebilir.
Ama bunlar da yalnızca hayal. Ben bir dilden bahsederken,dillerin içinde bile dil var ve yüzlerce dil,yüzlerce özel lehçe,binlerce ayrı anlam var.
Tek bir dilse peki bunlardan hangisi? Sahiplenmenin ve "özel"liğin olduğu yerde kim hangi çerini çö

ünü bırakabilir ki.
Neyse,hala daha zaman var,olmalı en azından. Bilinen hiçbir şeyin kalmadığı bir yer ve zamanda belki..ancak..
Bunlardan bahsederken aklıma bir dialog geliyor,komik bir şey. Ben epey konuşup konuşup da hala anlatamadığımı gördükten sonra bayrağı çekip şunu demiştim:
-Dili kullanmakla ilgili problemlerim var herhalde,ama bunlar seni ilgilendirmez.
Fakat cevabı düşününce çok daha mantıklı geldi şimdi,sadece sinirden bayrak çekmiş olduğumu anladım:
-Eğer benimle konuşuyorsan,dille ilgili problemlerin beni de ilgilendirir.
Her neyse,bu dil meselesini artık kapatıyorum. Bu bir huzursuzluk değil zaten,sadece aklıma gelmiş olan ve yazmak istediğim bir konu,hepsi bu.
Bunun dışında bir çok gündüz,geceden farklı olmayan bir yerde uyumak güzel sayılır. Geceleri gündüze çeviremesem bile,benimki de tek taraflı olarak yapmış olduğum bir seçimi andırabilir sadece. Gündüzler gece olabilir. Ama geceler gündüz olamaz. En azından fiziksel düzenlemede

Yoksa diğer kısımda,"gece"lerin gündüze dönüşmesi çok daha sihirli ama çok daha korkutucu,acı verici ve öldürücü. Ve hemen her insan o geceyi yaşıyor mutlaka. Ama sorun geceyi yaşamakta değil,gündüzün geleceğini bilip bunun için salise saymamakta belki de. Bu salise sayma olayına göre sonsuz gibi gelen bir gece yaşamak,ya da geceyi geçirirken yapılacak bir şey bulmak,tercihen insanla ilgili bir şeyler. Eh gene seçim meselesi.
Aslında özgürlük olayını biraz geç ve güç anladım ama sanırım sonunda neden özgür olduğumuzu anladım. Sorumluluğunu kendine hesap vererek alabildiğin her şeyde özgürlük. Bu tı

kı,bir olayı doğru olduğunu düşünerek yaptığında onun doğruluğuna olan güveninle,sonrasında onun doğru olmadığını anladığın zaman dahi,o dönemin şartlarına göre doğru olduğunu kabul ederek pişman olmamak gibi bir şey.
En azından bir sürü olay var ki pişman olsan bile bu onları değiştirmiyor. Ha geriye ne yapabilirsin,kendini tatmin edebilirsin,kendini cezalandırabilirsin,karşındakini tatmin edebilirsin,karşındakini cezalandırabilirsin. Ama sonuçta olay orda var mı var. Ve sen de sadece açılmış olan yarana tuz basmak,buz koymak,ya da başkalarını da yaralamak yerine yarayı onarıcı şeyler yapabilirsin.
Ama bu kadarı biraz zor gelir sanırım. Eczane denilen şey buraya özgü,başkasından ilaç al,sür,geçsin. Onun yerine kimyager olup kendi yarana bir ilaç yaratmak lazım ki zor olan kısmı da bu belki de. Çünkü birçok yara görünürde,dışardan birbirine benzese dahi,hücresel olarak tamamen farklı ve senin kimyanda çıkan özellikleri de epey bir farklı. Dolayısıyla ilaç milaç yok,kendin yapmadıkça.
Ve tam olarak da bunlar için özgürsün aslında. Hem hata yapabildiğin,hem de "anlayabilme" seçeneğin olduğu için.
Basit bir örnek gibi olabilir ama en basitinde;ben kedime,oyun oynamak için daldığımda ilk tepkisi beni sonuna dek ısırmak,pençelemek oluyor. Çünkü onun için de oyun demek bu kadar sert bir şey demek. Ama ben ona canımın acıdığını söylersem ya dişleri ve pençelerini çekiyor,ya da çok daha kontrollü ve yumuşakça ısırı

pençeliyor ve bu bana zarar vermiyor.
Aynı şekilde eğer ben dozu kaçırmışsam ve o tüm savunmasına rağmen başa çıkamamışsa duruyor ve bana bakıyor,garip bir ses çıkarıyor. Ki bu sesi tercüme edebilsem ancak şunu derim: "canım acıyor". Bunun üzerine ben de bırakıyorum.
Basit bir örnek demiştim ama,anlayabilme seçeneği,karşıdaki insan olmasa bile fazlasıyla mevcut,eğer kullanmak seçilirse. Sadece bunun için bunu anlattım.
Neyse bu kadar traş yeter diyorum

Not: Yanlış anlama vb olacaksa,bir zahmet ya sorun,ya da unutun. Sözlerimdeki "a"yı "z" olarak anlayı

bu şekilde koca bir evren yarattıktan sonra suç muç kabul edilmez.
Şimdilik bu kadar..
Sevgiler
